Kelimeler ve Deyimler

Karadeniz ve Çingit'te dil özellikleri, deyimler, kelimeler, alışkanlıklar.
# note : you may change( 600px) to whatever you want
Cevapla
iskenaf
Mesajlar: 119
Kayıt: 12 Nis 2006 02:47
Konum: Ayvalık
İletişim:

Kelimeler ve Deyimler

Mesaj gönderen iskenaf » 17 May 2006 23:02

ABAT ETMEK (Osmanlı) Geliştirmek, ihya etmek. (Gurbetçilik Rizelileri ABAD etti).
ABIÇHOR (Osmanlı) Rızıklarını gündelikle kazananlar.
ABİŞ (Osmanlı) Pir, ihtiyar, su taşıyan. (ABIŞIN oğluda ABİŞ oldu).
ABULA (Hemşin) Abla.
ACİZ (Rize) Garip insan tipi.
ACMEĞU (Hemşin) Her nevi iri arı, balı şifalıdır.
AÇGÖZ (Türkmen) Tamahkar.
AÇKA-I (Hemşin) Gözün bir yerinde sivilce. (Sabahleyin kalktım ki gözüm AÇKA-I çıkmış).
AĞOS (Çamlıhemşin) Sapanın açtığı ark.
AĞSAK (Türkmen) Topal.
AHA (Türkmen) İşte burada. (AHA seni yakaladım).
ALAF (Osmanlı) Yeşil ot, hayvan yiyeceği. (Kadınlar ALAFA gittiler).
ALAŞAĞI (Rize) Horonlarda elleri indirme manasında.
ALAYI RENK (Rize) Kırmızıya çalan renk.
ALLA (Türkmen) Allah.
ANDER (Hemşin) Ölüden geri kalanlar.
APUŞ (Rize) İşin devam sırası.
ASTOL (Rize) Masa.
AYAKLANMAK (Rize) Çocuğun yada yatalak hastanın yürümeye başlaması.
BAC (Osmanlı) Baba.
BAÇA (Osmanlı) Vergi toplayan.
BADA (Osmanlı) Ekin sapı.
BASABAS (Türkmen) Dopdolu.
BASILMAK (Türkmen) Gebe kalmak.
BASİS (Türkmen) Tazyik. (Beni suya BASTİ boğulacaktım).
BAŞE (Rize) Doğan, atmaca.
BAŞTİNE (Osmanlı) Vergili arazisi olan.
BAYRAK (Türkmen) Ödül.
BEBUK (Hemşin) Dudak.
BED (Türkmen) Kötü, çirkin.
BEGEN (Türkmen) Beyen, beyeniş.
BELBAG (Türkmen) Bel kemeri, kumaş.
BENT (Türkmen) Baraj.
BEŞ KARDEŞ (Türkmen) Beş parmak, tokat.
BİÇİM AYI (Türkmen) Hasat Zamanı.
BİLMAZLUKDEN (Türkmen) Kazara. (Sizin ağaçları bizim çocuk BİLMAZLUKDEN kesmiş).
BİR AĞIZ (Türkmen) Oy birliği, herkes razı.
BİVE (Osmanlı) Dul. (Kocaları harpte ölen bir sürü BİVE vardı).
BOĞDA (Türkmen) Buğday.
BOYUG (Türkmen) Büyük.
BOZDOĞAN (Türkmen) Savaşta kullanılan demir gürz.
BUCİK (Türkmen) Süt, dana. (Mehmet ağa BUCİK çobanı idi).
CABELLEŞMEK (Türkmen) Didişmek, çekişmek.
CARDA (Türkmen) Eşici, kazıcı.
CAZİ (Lazca) Cadı.
CEDUŞ (Hemşin) Abur cubur yemek. (Uşak bir bütün ekmeği CEDUŞ etti).
CİGARA (Türkmen) Sigara.
CİMRE (Hemşin) Gözdeki çapak.
ÇAÇA (Hemşin) Gazel.
ÇAFİ (Rize) Uzamış tırnak.
ÇAĞANA (Rize) Yengeç. (Rize dereleri ÇAĞANA dolu).
ÇAKATURA (Osmanlı) Hayvan vergisi toplayan, kontrol eden devlet görevlisi.
ÇAKIŞMAK (Türkmen) Münakaşa, kavga.
ÇANAVEL (Hemşin) Pasaklı. (Kız ne kadar ÇANAVEL oldu).
ÇANDAR (Türkmen) Yaratık.
ÇAPULA (Hemşin) Yumuşak ayakkabı.
ÇAT (Türkmen) Kavga et, dövüş.
ÇEÇ (Hemşin) Bal peteği, balı süzülmüş.
ÇEGOBİM (Hemşin) Tatlısu kenarlarında kendiliğinden yetişen tere.
ÇEĞEL (Rize) Çakıl.
ÇEMAHĞ (Hemşin) Yaylalarda yetişen geniş, hayvan yapraklı bir ot.
ÇEMUŞ (Hemşin) Çok iştahlı yemek yemek. (O derece acıkmıştıki yavan ekmeği ÇEMUŞ etti).
ÇENBER (Hemşin) Kadınların ustalıkla başlarını sardığı muhtelif renkli eşarp. (Başındaki ÇENBERİ ben bağlayım).
ÇEPURT (Hemşin) Apse. (Elime diken battı ÇEPURT oldu).
ÇERUŞ (Hemşin) Hayvanlarda ishal. (Taze ot yiyince hayvanlar ÇERUŞ olur).
ÇEŞKAR (Hemşin) Avlu Kapısı. (Geçince ÇEŞKARI kapattın).
ÇEVURMA (Hemşin) İşe yaramayan araziye bakım yaparak yarar duruma getirilmiş yer.
ÇHİHA (Lazca) Kale.
ÇİÇİLİ (Rize) Solucan. (Balık tutmak için oltaya ÇİÇUR takılır).
ÇİDAMLI (Türkmen) Dayanıklı, güç.
ÇİLBUR (Hemşin) Yöreye has bir nevi leziz çorba.
ÇİMRE (Hemşin) Gözde çapak.
ÇİNGİT (Hemşin) Orta Asya işe Kaşkardan gelerek yerleşenler.
ÇİRA (Hemşin) Kandil. (Çayda ÇİRA yanıyor).
ÇİRİŞ (Türkmen) Çürük.
ÇİŞON (Rize) Sarmaşık.
ÇİTAT (Türkmen) Sonradan alınan arazi. Alıntı yer.
ÇİTEN (Rize) Geniş aralıklı yaprak sepeti.
ÇİTUŞ (Hemşin) Ezik.
ÇORCAK (Hemşin) Ense.
ÇUBUL (Hemşin) Erken yetişen bir nevi armut.
ÇÜR (Türkmen) Tepe.
DAD (Türkmen) Feryat.
DAMAG (Türkmen) Meğer ki.
DAMAR OTİ (Rize) Yaraları kolayca tedavi eden mevsimlik bir ot.
DARABA (Hemşin) Duvar.
DARLANMAK (Hemşin) Kızmak, canı sıkılmak. (Çok DARLANDUM köye döneceğim).
DAŞ (Türkmen) Taş.
DAŞERKİ (Türkmen) Harici. (DAŞERDEN lafa girilmez).
DEG (Türkmen) Temas et.
DEGİŞ (Türkmen) Değişmekten emir.
DERENİ (Hemşin) Saçak altlarındaki ot kurutma bölümü. (Bizum DERENİ yüz yük ot alır).
DEŞÜRMEK (Hemşin) Delincinin yaptığı, deşurici.
DİDALİ (Rize) Çok zayıf.
DİKKATLİLUK (Türkmen) Özen, dikkatli olmak.
DİRSEG (Türkmen) Dirsek.
DİŞARİ Şer (Osmanlı) Cin, peri.
DİV (Türkmen) Ejderha.
DİZDAR (Osmanlı) Kale Ağası.
DİZLUK (Hemşin) Kadınların dizine kadar inen iç şalvarı. Çorabın içine konur, görünmesi ayıptır.
DOHGTOR (Türkmen) Doktor.
DOLİ (Türkmen) Dolu.
DUMAN (Türkmen) Sis. (Aşadan DUMAN gelur, girer taşun altina, kız yastığın yok ise, kolum başın altına).
DUMAN CİGERİNE OTURMUŞ (Rize) Veremli.
DURİ (Türkmen) Şeffaf, saydam.
DURMİŞ (Türkmen) Hayat.
DUYDURIŞ (Türkmen) Uyarı.
DÜŞGÜN (Türkmen) Halsiz, fakir.
DÜZLÜK (Türkmen) Ova, düz arazi.
EERTi (Hemşin) Hayvanların yemediği bir ot. (Rize dolaylarında EERTİ çoktur).
EĞİNÇ (Hemşin) Isırgan otu. (Ağzına EĞİNÇ vurmak lazım).
EĞİŞ (Hemşin) Köz çekmeye yarayan özel yapılmış demir parçası alet.
EKİZ (Hemşin) İkiz.
EL YAĞLIĞI (Türkmen) Mendil.
ELKESER (Hemşin) Keser.
EMİN (Osmanlı) İnanılan, güvenilen kimse. (Muhtar EMİN kimselerden seçilmeli).
EŞEK (Rize) Kemençede tellerin bindiği köprü.
EŞK (Türkmen) Aşk.
EYLUK (Türkmen) İyilik, hayırserverlik.
FARFATARA (Rize) Kelebek.
FELAMUR (Hemşin) Ihlamur.
FEND (Türkmen) Hile, oyun.
FER (Rize) Işık, nur.
FERAHTİ (Rize) Avlularda ağaç parçalarından yapılmış tahta perde, çit.
FERMENE (Rize) Önü açık, işlemeli uzun yelek. (Rize başı Sürmene, kızlar giyer FERMENE).
FOGA (Hemşin) Gelinin kadife, resmi elbisesi.
FUNDUK (Rize) Fındık.
FUŞKİ (Rize) Hayvansal gübre.
FUZULİ (Rize) Sivilce, apse.
GACOP (Hemşin) Meyve kabuğu.
GALLAT (Osmanlı) Tahıl, yiyecek.
GARAMCA (Rize) Bir çeşit maydonoz.
GATNEİÇ (Hemşin) Sütlaç.
GAYGI (Türkmen) Endişe.
GIDI-GIDI (Türkmen) Keçilere, kuzulara çağırma.
GIYBET (Türkmen) Arkasından yapılan dedikodu.
GOBİT (Hemşin) Ucu küt, yuvarlak, oval.
GOC (Hemşin) Arkalıksız oturak.
GOMO (Rize) Böcek.
GOR (Türkmen) Mezar, kabir.
GOŞMAK (Türkmen) Çift sürmek. (GOŞMAK işimizi öküzle yaparız).
GOŞT (Hemşin) Toprak topağı.
GÖG (Türkmen) Gökyüzü.
GÖLE (Türkmen) Dana. (Bizim GÖLE çok gelişti).
GÖZBAGCI (Türkmen) Sihirbaz.
GÖZETÇİ (Türkmen) Bekçi.
GUGUÇ (Hemşin) Çocuğun emeklemesi, yavaş yavaş ayağa kalkabilmesi. (Çocuk yaşına girmeden GUCUÇA başladı).
GUTLAG (Türkmen) Kutlama, tebrik etme.
GÜLAM (Osmanlı) Esir, köle.
GÜNA (Türkmen) Günah.
GÜNLÜKÇİ (Türkmen) Irgat. (GÜNLİKÇİDE insandır iyi bakınız).
GÜYZ (Türkmen) Sonbahar, güz.
ĞAM (Türkmen) Tasa, üzüntü.
ĞEYBET (Türkmen) Dedikodu.
HA (Türkmen) Evet.
HAÇAN (Rize) Ne zaman. (HAÇAN adam olacaksın?)
HADİS (Osmanlı) Yeni, taze fikir.
HAG (Hemşin) Değirmenlerde tahıl deposu, tekne.
HAGESUP (Hemşin) Un, tuz karışımı. İnekleri sağarken sırtlarına yalayıp kolay süt vermeleri için konurdu.
HAKİYE (Türkmen) Hikaye.
HAMARAT (Türkmen) Eden, bilen.
HANDER (Rize) Sahipsiz, lüzumsuz.
HANG (Hemşin) Bulmaca.
HANKUMANI (Hemşin) Keşke. (HANKUMANI bugün yağmur yağamasa).
HARÇI (Rize) Fasulye sarığı.
HAYAT (Rize) Hol, salon.
HAYVA (Türkmen) Ayva.
HAZALA (Türkmen) Nifak Çıkaran, yaramaz. (HAZALA çocuk sevilmez).
HEDİK (Hemşin) Kar ayaklığı.
HELOZ-HGELOZ (Hemşin) Kertenkele. (Ermenice Hiliz).
HENEK (Türkmen) Şaka.
HEVES (Türkmen) Teşfik, istek.
HĞANCUŞ (Hemşin) Alevli ateşle tüyleri veya herhangi bir şeyi aniden yakmak.
HĞARAP (Türkmen) Yıkık, kötü.
HĞAZ (Türkmen) Hoşlanmak.
HĞEÇAD (Hemşin) Küçük plaki.
HĞEDULİG (Hemşin) Alnı beyaz hayvan.
HĞEHĞ (Hemşin) Bir kış, küp içinde yaylada beklemiş şahane peynir.
HĞENEÇİ (Hemşin) Yayık.
HĞERÇA (Hemşin) Ufak tefek, küçücük.
HĞİC (Hemşin) Karışık, karışmış.
HĞUS (Hemşin) Un çorbası.
HĞUSAZ (Hemşin) Tavada su ile acele pişirilen ekmek.
HİS (Türkmen) İs.
HORAN-HORON (Türkmen) Çok yiyen.
HOVLAMAK (Türkmen) Aniden saldırıya geçmek. (Sizin köpeğin huyu hemen HOVLAMAKTIR).
HUS-US (Hemşin) Akıl (Kafamızda HUS kalmadı).
İGİT (Türkmen) Yiğit.
İGNE (Türkmen) İğne.
İGRENMEK (Türkmen) Tiksinmek.
İKİ YÜZLİ (Türkmen) Riyakar. (Şimdi İKİ YÜZLİ konuşma).
İLAN (Türkmen) Yılan.
İPLİG (Türkmen) İplik.
İŞDA (Türkmen) İştah.
İT (Türkmen) Kaybol, görünme.
KA (Rize) Kadına hitap.
KAÇOP (Hemşin) Meyvelerin yenmeyen kısmı.
KADİN (Hemşin) ağaçtan yapılmış su geçirmez kap.
KADÜÇ (Hemşin) Gaga. (Horoz ölmüş KADÜÇÜ sarı kalmış).
KAĞANAK (Hemşin) Değirmenlerde tanelerin dengeli şekilde taşa akmasını sağlayan sallangaçlı çanak.
KAİNÇ (Hemşin) Ekmeğin kabuğu.
KALATINA (Lazca) Küçük sepet.
KANDALA (Rize) Musluk.
KAROÇ (Hemşin) Çengelli ağaç parçası.
KATNİAC (Hemşin) Mısır unundan sütlaç.
KAVEGAL (Hemşin) Ev çatı malzemesinden kalın sırık. (Yaylaya öyle kar yağmış ki KAVEGALLAR kırılmış).
KAVRAN (Hemşin) Arı Kovanı. (Boş KAVRAN elli lira olmuş).
KAYBANA (Rize) Sahipsiz.
KAZAZEL (Hemşin) Pasaklı, kirli.
KIGIL (Hemşin) Yumurta.
KİP (Hemşin) İyi, sağlam, dayanıklı.
KODVAN (Hemşin) Mısır koçanı.
KOGİS (Hemşin) Bir kıpçak Türk boyu. Pazar/Akbucak köyüne gelmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir.
KOHLİDİ (Rize) Salyangoz.
KOLAÇAN (Rize) Gözetleme.
KOLİG (Rize) Boynuzsuz hayvan.
KOLİSTAVRA (Rize) Kertenkele.
KOPRİ (Hemşin) Hemşin'e özgü bir balta.
KÖÇ (Türkmen) Göç.
KÖMLEK (Türkmen) Gömlek.
KÖRİ (Türkmen) Kadın.
KÖTİ (Türkmen) Kötü.
KUDEL (Lazca) Kuyruklu sepet.
KUKMA (Hemşin) Güyüm.
KULİ (Lazca) İskemle.
KUPLI (Rize) Asma Kilit.
KUPLİKA (Rize) Hıçkırık.
KUTİ (Türkmen) Kutu.
KUTUNİ (Rize) Meyve ve Sebzede koçan.
KUVİÇE (Rize) El sepeti. (Hemşinde=Çapuğ).
KUYIŞMA (Rize) Telaşla bağırma, çağırma.
KUZI (Türkmen) Kuzu.
KÜLPEYEKÜN (Türkmen) Hezimet.
LAHMİ (Rize) İneklere verilen yal,bir nevi sulu yiyecek.
LANGANA (Rize) Zehirsiz sarı yılan.
LAVUS (Rize) Mısır, lazud.
LEBOGUŞ (Rize) Derişi, dış bölümleri yüzülmüş.
LEPEZ (Hemşin) Ezik, preslenmiş.
LİVAD (Lazca) Tarla.
LİVER (Rize) Tabanca. (LİVERİ çektim, mermi çürükmüş).
MAĞOL (Rize) Böğürtlen kütüğü.
MAMALİKA (Rize) Mısır unundan yemek.
MARAN (Hemşin) Kiler.
MASLAHAT (Türkmen) Tavsiye.
MERSUK (Rize) Sığır yemliği.
MİĞHO (Rize) Ufak tefek.
MİNCİ (Rize) Çökelek.
MİŞ-MİŞ (Türkmen) Rivayet.
MOCA (Rize) Kuluçkaya oturan, civciv çıkarak tavuk.
MOLA (Hemşin) Ilık. (Banyo suyu MOLA olmalı).
MOLOŞ (Rize) Ebegümeci, sebze.
MOR (Hemşin) Çilek. (Yayla MORUNDAN iyi reçel olur).
MOZİ (Hemşin) Bir yaşında arı, petek.
MUĞLET (Türkmen) Müddet.
MURMURİŞ (Rize) Mırıldanma.
MURT GİTME (Hemşin) Kuran-ı okumadan ani ölüm.
NALİN (Lazca) Takunya.
NİRA (Türkmen) Nereye.
NOĞSAN (Türkmen) Eksik.
OÇĞHAN (Hemşin) Çatı katı. (OÇĞHAN bu kış hayvanlara yetecek kadar otla dolduruldu).
ODEÇKİN (Hemşin) Geline verilen hediye.
OĞULLUK (Türkmen) Evlatlık.
OĞVONK (Hemşin) Hayvanlar için suda kaynatılmış, az tuz katılmış, sütü artırıcı yapraklardan bir nevi çorba.
OLAŞ (Türkmen) Ulaş.
OLÇAĞ (Türkmen) Hacim ölçüsü.
OMİN (Türkmen) Amin.
ONİ (Türkmen) Onu.
ORİ (Türkmen) Otlak.
ORİK (Türkmen) Otlak kazması.
ORO (Kıpçak) Yiğit kişi.
OROÇ (Hemşin) Hayvanlarda geviş getirmek.
ORTAA ÇIKMA (Türkmen) Meydana çıkma.
OVUNK (Hemşin) Pişirilmiş, haşlanmış hayvan yiyeceği.
ÖZERKLİ (Türkmen) Kazak erkek.
PANTI (Rize) Sığı yemliği. (Hemşinde: Mersuk).
PARGANOÇ (Hemşin) Arı kovanı düşmesin diye verilen payanda.
PAŞMANİKA (Rize) Patlamış mısır.
PAÇHA (Lazca) Ambar.
PEÇARE (Rize) Çit, perde.
PEGUŞ (Hemşin) Kazmak. (Kaliteli ot yetişmesi için ot tarlasını eski otları ters çevirecek şekilde kazmak).
PENCAK (Hemşin) Hayvan tırnağı.
PEPEÇURA (Rize) Üzüm peltesi.
PEYNUŞ (Hemşin) Bir örgünün bitiminden sonra son kısımlarını sağlamlaştırmak.
PİLUNÇ (Hemşin) Eğreltigillerden, hayvanların severek yediği bir ot.
PİRİM (Türkmen) Dalavere. (Bana PİRİM yapma).
PİSTOL (Rize) Tabanca.
POL (Hemşin) Yabancı soğan.
PORUŞ (Lazca) Kazmak.
PUÇEĞH (Hemşin) Yabani arı.
PUĞRE (Hemşin) Çok kaliteli hayvan yemi.
PULİ (Rize) Civciv.
PUMPURİ (Rize) At sineği. (Hemşinde: Por).
PUPU-PUPUG (Rize) Çocuk dilinde yara.
RAHNA (Rize) Örümcek.
RAZİLUK (Türkmen) Anlaşarak helalleşmek.
REMEZAN (Türkmen) Ramazan.
ROKOPİ (Rize) Fazla olan, koparılan mısır filizleri.
SAÇ BAĞI (Türkmen) Kadınların saçlarını toplatıp bağladıkları bağ.
SALAMLUK (Türkmen) Misafir karşılama yeri.
SAMIRSAK (Türkmen) Sarımsak.
SART (Hemşin) Örümcek.
SEĞUN (Türkmen) Ren geyiği.
SERAFKI (Hemşin) Kap, kaymak kabı.
SERENDER (Hemşin) Serin, havadar, rüzgar alan ama üstü kapalı yer.
SERÇU (Hemşin) Son yıkantı. (Kaymak SERÇUSUNDAN çorba yapılırdı).
SERDUK (Hemşin) Apseden çıkan son katılaşmış cerahat.
SEYİM (Hemşin) Hisse, pay.
SOC (Hemşin) Kaba sopa.
SOCUŞ (Hemşin) Dalı, yaprağını koparıp sopa haline getirmek. (Elma fidanını SOCUŞ etmişler).
SOĞMAK (Türkmen) Küfür etmek. (Bu SOĞMAK sana yakışmaz).
SOMON (Hemşin) Saman.
SUÇLI (Türkmen) Kabahatli.
SUFİ (Türkmen) Dindar.
ŞİDANAK (Hemşin) Tahta kapaklı kutu. külek.
ŞAP-ŞUP (Türkmen) Şapır şupur. (ŞAP-ŞUP öpme ayıptır).
ŞEHER (Türkmen) Şehir.
ŞEMUS (Hemşin) Konuşurken veya nefes alırken hırıltı çıkarmak.
ŞORTOĞH (Hemşin) Hayvanların yemediği, yaylalarda yetişen çok geniş yapraklı bir bitki.
TACAR (Hemşin) Ev alet, edavatını bir yere toplama.
TAHRA (Rize) Bir çeşit küçük balta.
TAL (Hemşin) Yeni doğurmuş ineğin ilk sütünden yapılmış yoğurt.
TALAŞ (Türkmen) Telaş.
TATUL (Rize) Hayvan pençesi.
TAVLUŞ (Hemşin) Hayvanlarda, sırtını kaşımak için sırt üstü yatıp öteye beriye dönmesi.
TEB (Hemşin) Kurutulmuş yapraklar.
TEBU (Hemşin) Kuş tüyü.
TEK ETMEK (Hemşin) Zirai aletleri ısıtarak düzeltmek. (Kazmaları demirciye TEKETTİRDİM).
TEMEÇİ (Rize) Kaburga kemiği.
TEMŞAR (Hemşin) Odun yarması.
TİKİNA (Hemşin) Küçük sepet.
TİTER (Hemşin) Kelebek.
TİZ (Hemşin) Kene.
TODIÇ (Hemşin) Çocuk yürüteci.
TOKUŞ (Hemşin) Öksürük.
TRAHOLİ (Rize) Bir çeşit salatalık.
TUKAN (Hemşin) Süt kaplarının konduğu sedir.
TURMULİ (Rize) Ekmek kırıntısı.
UŞAG (Türkmen) Çocuk.
VAKTİNDE (Türkmen) Zamanında.
YAĞLUK (Türkmen) Başa örtü, el mendili.
YESİR (Türkmen) Esir.
ZUGA (Lazca) Deniz.
Yöre deyimleri.

Ada kesmek Balık tutmak amacıyla derenin yatağının değiştirilmesi.
Pebuk etmek Ağlamadan önceki durum.
Çakal duğünü Güneşle birlikte yağan yağmur.
Çeğduş olmak Aşırı yük altında ezilmek.
Çiçeğiyle hoş gelmek Gelinin eve alınışı sırasında damadın söylediği karşılama sözü.
Değirmen anahtarı olmak Düzenli bir yuva edinme dileği.
Eteğin boş kalsın Bey'in olmasın anlamında söylenen söz.
Ev kapıya alışık olmak Aileyi önceden tanımak ve bilmek.
Evin sönmesi Evde herkesin ölmesi.
Fors sönmesi Söz ve davranışları ile kendini üstün görmek.
Gavurun malı Öfke anında yerici bir söz.
Gelinlik etmek Yaşlı kişiler yanında konuşmamak.
Gözlerin yavru balına benzemesi Gözlerin canlı ve saf bakması.
Ğogol olmak Birbirine karışmak,kör düğüm olmak.
Kapı kapı kalmak Evsiz barksız kalmak.
Kese dibi Keseye konulan ilk para.
Keter etmek İş yapıyormuş gibi görünerek oyalamak.
Kıcını çıkarmak Ağırlığını sonunda hissettirmek.
Kırılıp budanmak Aşık olmak,aşırı derecede yorulmak.
Kızılı bükme etme Söz ve hareketle kişiyi gizlice incitme,canına yakma.
Kucağı boş kalsın Çoçuğu olmasın anlamında söylenen söz.
Kulağuz etme Arının yeni oğula yol göstermesi.
Lezgir lezgir gezmek Boşu boş gezmek.
Lisan atmak İstanbul şivesi ile konuşmak.
Peçuş etmek Hayvanın sinek ısırdığı zaman kaçması.
Pucekpunini (eşek arısı yuvası) Kışkırtmak.
Tuz peteği olmak Arı kovanlarının ölmesini istenmesi amacıyla söylenen söz.
Türkü atmak Derdini mani ile anlatmak.
Yağmıyı başa vurmak Başlana işi bitirmek. (işi bitirmeden bırakmak anlamına da gelir).
Yavri vermek Kovanın oğul vermesi.
Kovdanla kaşınmak Hiç bir şeyi olmamak.
Perang etmek Dokuma işinin tamamlanması.
Peranktuş etmek Apşırmak.
Keran etmek Değirmen taşının demirle dövmek.
Zot etmek Kazma,kopri,balta gibi demir aletlere ek yaptırmak.
Çektuş etme Suyun etrafa sıçraması.
Vertef etmek Değirmen çalışırken kendisi için bir ekmeklik un öğütmesi.
Hogoçtan çıkmak Çift sürerken sapanın doğrultusundan sağa sola kaymak,yoldan çıkmak.
Popiç vurmak Herhangi bir yeri tıpa ile tıkamak.

iskenaf
Mesajlar: 119
Kayıt: 12 Nis 2006 02:47
Konum: Ayvalık
İletişim:

Mesaj gönderen iskenaf » 26 Ağu 2008 01:23

Başka bir forumda yazdığım yazıyı buraya asıyorum. Kendi konuşma ve ifade biçmimizi orada tanıttığım için buraya alırken "şöyle diyoruz, böyle diyoruz, derler" gibi ifadeleri düzeltmedim. Çok zaman alacaktı. böyle idare edelim artık... Yine de köyü ve dili tanıtmak için minik sevimli bir yazıdır...

Selam ve sevgiyle....


Hemşinli olmama rağmen bölgenin kültürel yapısından, foklöründen maalesef uzak olduğumu ifade etmeliyim. Bunun bir çok nedeni var. Bunlardan en önemlisi de köyümüzde gidip de ikamet edeceğim bir evimizin olmamasıdır. Yöreye ait olduğunu düşündüğüm, bildiğim her şey ise ara ara köye gidişlerimde elde ettiğim izlenimler ve bizi ziyarete gelen akrabalardan duyduklarımdır....

Bu vesileyle amcandan işittiğim çocuklara söylediği tekerleme gibi bir ifadeydi....
"Naka naka da kedi puçuma baka" derdi..baka: bakmak Puç kelimesinin anlamı dişi cinsel organı: Lakin erkek çocuklar için söylenen pipi gibi bir ifade sanırım ki kız çocuklar için söyleniyor olmalı ancak yine de emin değilim..
Yine buna benzer bir ifadeyi halamın oğlu Ankara'da anlamı Türkler tarafından bilinmeyen bu kelimeyi sesli bir şekilde yoldan geçen kızlara laf atmak için kullanırdı.. "Ey gidi sizin puçunguza ateş ensin" "Puçunuza ateş insin"derdi.. Gülüşürdük....

Yine babamdan duymuştum... "geplamak" diye bir ifade var ancak ne anlama geldiğini sadece tahmin edebiliyorum..
-"Gepla Sami!.. emir cümlesine karşılık o da;
-Geplayorum da" diye bir ifade kullanırdı... Bir gün bir ortamda - köyde olsa gerek- anlamını hiç bilmediğim bu ifadeyi söylemiştim de kızmıştı....Tabiki ben yöresel şekilde söyleyebilmeye çalışırdım da beceremezdim.

Yine bir iş yapmaya çalışıp da o işi yapabilecek durumu olmayan insanlar için Çingit köyünden gözüken bir dağa gönderme yaparak " kıçın Aop'tan - Agop Dağı - gözüküyor." derlerdi..

Aklıma geldikçe yazıyorum. Deyimleri, sohbetleri bağlamlarından kopararak ifade ediyorum ama benim bunları buraya yazmamdaki temel neden, hafızamda kalan az da olsa yöreye ait kültürel birikimimi foruma asarak çorbaya tuz eklemektir.. Yoksa bölgede yaşayan binlerce kişinin direk olarak kültürün içinde olmasından dolayı bunlardan fazlasını bildiğine eminim. Yukarıda ifade ettiğim, aşağıda ifade edeceğim kelimelerin ve deyimlerin anlamını bilmiyorum. Köyümde yaşayan insanların da bildiğini sanmıyorum bunlar sadece bazı durumlar için söylenen, söylenilegelen o an için o eylemin adını belirten deyimlerdir... Bu deyimleri ifade ederken ben de yanılıyor olabilirim.. Dedim ya yörenin kendi kültürüne uzak olarak yaşamışım. Özellikle diline.. Tamam muhlamayı biliriz yeriz, yaparız. Çahalayı biliriz, yeriz yaparız. Kopriyi biliriz, kullanırız da bunların ne anlama geldiğini nereden geldiğini bilmeyiz. Hele dile ait doğru dürüst hiç bir şey bilmeyiz....

Kaldığım yerden devam edeyim...

Muslukla, hortumla ya da birikmiş bir su birinkintisiyle oynayan kişiler için "çekçetuş ya da çektuş etme" denir.. Bir de şu an ne anlama geldiğini tam olarak hatırlamıyorsam da; muhlamayı ya da çahalayı ne bileyim bir şeyleri karıştıran ki ağzını şaplantan kişilere de yaptığı eylemden dolayı "leplepuş etme" denir.
Ağlamaya başlayan ağlamaklı olan ya da küsmüş gibi davranıp ağız büken çocuklara, ağzın aldığı durumdan dolayı "pebuk etme" denir.

Ağlayan ya da patavatsız konuşan kişiler için " lagoman ağzını açma/açtı." gibi ifadeler kullanılır
Tam olarak bilmemekle birlikte avanak kişilere hakaret anlamında "Ope" denir. bu ifade oldukça yöresel olabilir... Ne bileyim köyümüzün delisi anlamında olabilir.. Hatta bazı ifadeler sadece o köye has da olabilir bunu zaman gösterecek diye düşünüyorum. Ama eldeki malzemeyi ortaya koyalım ki neyin ne kadar yöresel ya da kişisel olduğu ortaya çıksın...

Yine kendisine kızılan kişiler "kaybana" derler, kaybanın doğurduğu, kaybananın ektiği "falan gibi..
Patatese kartof, mısıra lazut, civcive varek denildiğini de duydum ve okudum. Misafir ağırlamak için evin hemen önüne yapılan mimariye de serender dendiğini biliyorum. Mısırları, hayvan yemlerini korumak, kurutmak için evin ve ahırın yakınlarına yapılan mimariye de iskenaf dendiğini biliyorum.
"cemak" ifadesinin de kuzey anlamına geldiğini yine köydeki kişilerden duymuştum... yine köyümüzde bir dağın ya da tepenin adı "Salkaş" tır. Başka bir yerin adı "Pasta tarlası" bunlar ne anlama gelir neden bu ismi vermişler onu da bilmiyorum.
Köyümüzün adı Çingit'tir, komşu köyler ise Açaba, Mermanat, Kogis, Meleskur'dür ancak bunların neden bu isimde olduğunu bilmiyorum...İnsanlar konuşmalarındaki telaffuzlarından hangi köye ait oldukları bilinir. Köyler arasında konuşma biçimlerinde ağız farklılıkları vardır..

Küçük çocukların üzerinden geçilmemesi gerektiği üzerine bir batıl inanış da vardır benim ailemin yaşlılarında.. Yine bir gün köyde yemek için hazırlık yapılırken muhlamanın yağını karıştırmaya başlamıştım. - Dur yapma ahırda inekler kızışır" gibi bir ifade kullanmışlardı da şaşırıp kalmıştım. Hemşinlilerin özellikle Batı Hemşinlilerin Lazlara karşı bir antipatisinin de olduğunu ifade edebilirim.. Bu antipatinin nedeni bilmiyorum. Sorularıma sağlıklı cevaplar alamamıştım. Belki de kollektif şuuraltından yatan bazı nedenler olabilir.

"Karşılardan aşağı bir kınalı kız gider.
İnşallah yolunu şaşırı bize gider." devamını bilmediğim/hatırlayamadığım bir dizi türkü de duymuştum.


Yine bu meanide başka bir türkü ya da aynı türkü için;
"oy oy nani nani oy oy
haydi nanigum oy oy" Nakaratı kalmış sadece hafızamda

Evin salonu ya da antresi için "heet" dendiğini bazı yörelerde "hayat" dendiğini biliyorum. Kelimelerin telaffuzu için transkiripsiyon alfabesine ihtiyacım olduğunu da bu kelimeyle daha iyi anladım. bu telaffuz edilen "h" Türkçe'de kulanılan "h" sesi değildir. Daha boğuk bir "h" sesidir.
Yumurta kızatılan tavaya ya da yumurta kızartma işine kaygana ya da kağana gibi bir ifade kullanır. Bizler pek kullanmıyoruz. Çocukken bir ara duymuştum..
Babamın şekerli makarna yediğine de şahit oldum. Tuzlu sütlaç yediğine de... Yoksa tuzlu sütlaç yememiş miydi?? :roll: Bundan emin değilim galiba...
Çahala yemeğini tencere de ezmeye yarayan tahta tokmağa da annem "tapiç" derdi.
Hayvanları yesin diye büyük tencerelerde kaynatılan kepekli yiyeceğe de anneannem "lag" derdi. Bu meanide "köpeğin lagını hazırladınız mı" gibi bir ifadeyi de çok kereler duymuşumdur. Daha sonra "köpeğin yemeği" oldu. İneğin belli bir yaştakine "düve" deniyor ama bu kelime yöreye ait mi değil mi onu da bilmiyorum. Belki de Hemşin'den buralara göçen insanların sonradan öğrendiği bir kelime de olabilir.

Velhasıl dil üzerinde çalışma yapmak gerekiyor ki bunların ayırdına varılabilisin. Yoksa bu kelimeler kaybolup ya da karışıp gidecek.....Kültürün kodları dilde gizlidir.....

Üzerinde yemek pişirilen bir çeşit soba vardır ki adına "pilita" derler...
Tuvalete su götürülen ya da pilitada su ısıtılan güğüme "kukma" derler.

Boğazım hitiklendi.... Boğazım gıdıklandi anlamında bir ifadedir.

Köyden uzakta şimdilerde ormaniyenin olan bir yerimiz vardır oraya "İçkaba" derler. Yine sanırım ona yakın bir yer daha var ki oraya da "fırının düzü" derler. Değirmene yöresel bir söyleyişle "degiman" derler. Sırt kelimesine yöresel bir söyleyişle "sert" derler. Örnek: "Caminin sertindeki ağaçlar gibi" Buradaki "e" sesi de biraz "e ve i" karışık bir sestir. Tam olarak yumuşak kelimesinin zıddı olan "sert" şeklinde telaffuz edilmez.. Bu söyleyişler yukarıda belirttiğim gibi köyden köye değişir.. Yakın çevrelerdeki her köylü üç aşağı beş yukarı komşu köydeki insanları ağız özelliklerinden bilir... Bu Açabalı'dır şu Mermanatlı'dır diye....
Bostandaki fasülyeleri ayağa kaldırmak için toprağa sokulan sopaya "hoçk" derler.
Güçlü kuvvetli erkeğe "igit" derler ki "y" sesinin düşmesi sonucunda oluşmuş bir kelime olabilir. Erkeklerin kemerine anneannem "silahlık" derdi. Sanırım silah taşımaya yarayan bir malzeme olduğundan dolayıdır. Bana "silahluğun nerde" derdi çocukken. Yılan kelimesine "ilan" şeklinde telaffuz ederdi.. "İlan var kaç" dediğinde İlhan adlı arkadaşımı söylüyor diye düşünmüştüm de sonradan gülmüştüm kendime.. Anneannem Melezkur kızıdır bu arada....Onlar biraz daha farklı konuşur Çingitlilerden...Her yerde olduğu gibi Ankaralı nasıl Çorumluyu beğenmez, Rizeli Trabzonluyu beğenmezse bizim oralarda Çingit'in dışındakiler beğenilmez.. Gerçi bunların çoğu latifedir ama kollektif şuur altında bazı nedenleri olabilir... Yine bir gün Köylerdeki deliler için Açaba'dan şu gelsin, Mermanat'tan bu gelsin, Kogis'ten bu gelsin. Çingit'ten kim gelirse gelsin.. Yani köyün topu delidir anlamında bir latife duymuştum.... Ama dediğim gibi her yerdeki hemşehricilik burada da yaygın olarak kendini gösterir... Kargadan başka kuş tanımam yaklaşımı işte.. Artık siz adını ne koyarsanız koyun..... Ha bu daha ileri düzeyde kabileciliğe kadar gider.. Bizim sülale falan filan gibi bayağı yaygın ifade tarzlarıdır. Küçükken bayağı bayağı soylu bir aile olduğumuz fikrine kapılmıştım. Sonraları soya dayalı üstünlüğü reddettiğim için hiç ilgilenmedim bu işlerle....Velhasılı soyumla, sülalemle övünmem....Övünelecek yanları olsa da olmasa da övünmem....Ha bu arada annemden duymuştum. Yılışık kişilere "şiliet "derdi. Yine babamdan duydum. "mendebur" derdi. Kİm için derdi namussuz kişiler için mi yoksa aç gözlü kişiler için mi tam bilemiyorum.. Ortada kullanırdı işte... Hala da kullanır ya.... Ama tüm bunlar yöresel midir? yoksa Türkiye genelinde midir onu pek bilemiyorum... Mesela mendebur kelimesi Farsça olabilir. Araştırmak lazım...

Değnek kelimesini "deginek, degenek" diye telaffuz ederlerdi..
"Çifut" derlerdi bir de yeşil gözlüler için mi zayıflar için mi bilmiyorum ama... Yerli yerine ifadesi için "yelyeyina" derlerdi. Örnek: "Yelyeyina babasına benzemiş" gibi..."Bu yıl" kelime grubu için "bulduğin" derlerdi.

Şaşırma ifade etmek için "osevaspak, sevaspak" gibi bir ifade kullanılırdı. Erkek çocukları ifade etmek için "oro" Kız çocuklar için "kez" Buradaki "e" sesi de "e" den çok "i" sesine yakındır.
Örnek:
-Çocukları olmuş...
-Öyle mi!! Kez mi oro mi? derler mesela..
Yine şaşırma ünlemi için "vuuuu.." derler.
Örnek.
"Vuuuu.. başımıza gelenlere bak." gibi
Yine lanet okumak için. "Bokkiyenin doğurduğu "derler. Muhtemelen "bok yiyenin doğurduğu" anlamında.. Tabi tüm bunlar için bir transkiripsiyon alfabesine ihtiyaç duyuyorum..
Fasulyeye lobiya derler demiş miydim?.. Evet şimdi dedim. Has dedim... Bunu da dedum.
Bir çeşit süt kesiğinden elde edilen bir peynir vardır ki onun adına minci, bazı yerlerde minzi derler....
Ha şimdi hatırladım Küçükken anneannemin evinde banyo da yıkanırken altımıza aldığımız tahtadan oturağa "koc" derlerdi. ama sanki bu kelimenin sonunda bir "h" sesi varmış gibi duyardım. Söylemekte güçlük çekerdim.
Hah!! Hatırladım.. Pınara ve suyun çıktığı yere "puar" derlerdi. Bu kelime pınar kelimesinin yöreye uymuş biçimi midir? yoksa gerçekten "puar"dır da sonradan pınar mı olmuştur bilemiyorum..
Şimdi tüm bunları araştırırken dildeki değişimleri bilimsel olarak da incelemek lazımdır. Muhtemelen Türkçenin de etkisi olabilir. Yani Türkçe bazı kelimeler yöresel kullanımın içine girmiş ve söyleyiş değiştirmiş olabilir.... Hatta böyle kelimelerin var olduğunu biliyorum..
Kızıl ağacı, Kizil ağaç diye telaffuz ederlerdi..
Bu meanide "Memiş" adı ilgimi çekmiştir.. "Murat" ismi de oldukça ilginçtir Bir de Namiye ismi ilgimi çekmiştir. Ancak fazlaca üzerinde durmaya değmez diye düşünüyorum... Yine de yazdım....Hiç bir şeyi boşgeçmemek lazım.....
Bu arada Ayşegül Kolivar'ın yörede kelime derlediğini duydum memnum oldum....Bunu herkes yapmalı.. Bilmeceleri, manileri, deyişleri, türküleri velhasılı tüm kelime zenginliğini derlemeli/derleyebilmeli... Keşke oralarda olabilseydim.... Tam benim işim diye düşünüyorum...
Kertenkeleye, hala helez diyoruz.. Kerttiren keleye henüz isim bulamadık. :D :D

Böceklerin evlerine "bocekpuni" derler.. Pin sanırım ev bark anlamında bir şey olsa gerek. Çorum'da güvercin kümeslerine "pin" derler.
Kumda, ötede beride debelenen, yaptığı işe bulanma eylemine tavluş olmak deriz.. Hayvanlar için de kullanılır..
Bir yük altında ezilmiş ya da ıslanmış yorulmuş kişiler için "lepezi çıkmış" deriz.
Asma kilit için "kupli" deriz. Kulplu demek anlamında olabilir.
Peranktuş etmek sanırım yansıma bir ses olarak hapşırma anlamına geliyor...
Anneannem "tavlanmışsın" derdi... yani kilo almışsın....Bu kelime Türkçe olabilir...Sap saman birbirine karışmış derlemek lazım, sonra da elemek lazım kim yapacak ama....
Bir de ne ilgimi çekiyor bilir misiniz? Erzurum'un bazı yörelerinde olan insanların Hemşinli telaffuzu ilgimi çekiyor bunu çok küçük yaşlardan beri farketmişimdir. Ve onları kendi memleketimin insanlarıyla karıştırmışımdır. Mesela İspirlileri...

Her yıl ağustos ayı içinde tam olarak hangi günlerde bilmiyorum ama Vatovar denilen şenlikler yapılır ve tüm vartovar boyunca kızlı erkekli büyüklü küçüklü horon tepilir...Eskiden aynı şenlikler yaylalarda yapılırmış....
Vartovar hakkında bilgim bu kadardır..
Babam yemek masasında "küçük "lokmalarla" ekmeğini ye" derdi.. Lokma kelimesi de bu meanide ermenice olabilir. Lakin Farsça olma ihtimali de var. Sanki bu kelimeyi Farsça kursuna giderken duymuşum gibi geldi...
Genç kızlar düğünlerde puşi bağlarlardı. Viceleri kızların ise daha güzel ve değişik bağladıklarından söz ederlerdi.. Vice sanırım şimdilerde Çamlı Hemşin olarak anılıyor.. Kızlarının da güzel olduklarından dem vururlardı... Puşi gerçekten de Viceli kızların daha çok sahiplendiği bir folklorik kıyafet olarak duruyor gibime gelmişti....
Nisan ayına april derler !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!-- aha bak yöremizin köylerinden bir misafir geliyor bu akşam daha güzel şeyler yazarım...

iskenaf
Mesajlar: 119
Kayıt: 12 Nis 2006 02:47
Konum: Ayvalık
İletişim:

Mesaj gönderen iskenaf » 26 Ağu 2008 20:56

Evet misafirimiz nihayet geldi.. Yakın bir akrabanın eşi Saniye Kocaman, kendisi Viceli'dir ve Çingit gelinidir. Bir kaç saatlik sohbetten sonra bir kaç tane kelime derledim. Umarım çorbadaki tuzun miktarının kararınca yaparız. Aklına gelmeyen bir çok kelimeyi de daha sonraki derlemelerimde yazmaya çalışırım..

Çekirgeye çipçiban, küçük sineklere meceh, sırtta taşınan bir tür çay küçük çay sepetine tikina, hızlı hızlı hareket etmeye ivedi, yaylalarda bulunan bir tür çiçek ki sarı renkli olur kurutulur süs yapılır minik miniktir adına hencacalik, bir çeşit eğrelti otu ki adına pilonç derlerimiş....

Çileğe moy, böğürtlene coğh tuvalete kenif, hayvan bokuna fışki, mısır unundan yapılan içine pırasa eklenen bir tür yemeğe de coyç derlermiş. Kaydabak diye başka bir tür yemekten bahsetti ki tariflerini bilahere alacağım. kurbağa yavrusuna ketankoçik, sümüklü böceğe loydu, kelebeğe titer, solucana çico, ateşböceğine hecilik derlemiş. Sarı rengin adı sebuş kırmızı rengin adı da alaymış. Armut biçme aparatı ki ona hulenk derlemiş. Bir çok armut çeşidini saydı ki bu armutlar aylara göre isimler almıştır. Haçaci armutu, çuybul armutu, çuligogor armutu ki küçük olurmuş, vartevor döneminde çıkan armuta vartevor armutu derlermiş. Yine meğegen armutu diye başka bir armut cinsi varmış sulu ve sert olurmuş. Kukma adında başka bir armut varmış ki kukmaya benzettikleri için bu ismin verildiğini söyledi...
Bir tür çalıllık meyvesi olan havulilikten bahsetti.
Bazı evlerde sanazar adında el yıkama küveti diye bir şey varmış. Teçuş kelimesini ıslanmak olarak ifade etti. Yayık yapma işine heneçi adını verdi ki buradaki "h" sesi biraz daha genizden gelen bir "h" sesidir. Purtipay etmek, paralamak anlamında bir kelimeymiş. Kadınların önden bağladığı önlüğe fartık arkadan bağladığı malzemeye de kuşak adı verilirmiş..İskemleye semli, orağa orik, göbeğe pordoloz derlermiş......

iskenaf
Mesajlar: 119
Kayıt: 12 Nis 2006 02:47
Konum: Ayvalık
İletişim:

Mesaj gönderen iskenaf » 26 Ağu 2008 20:56

Kaldığımız yerden devam edelim ara ara mola veriyoruz... Sohbet keyifli geçiyor... :D :D


Serenderin misafirlik anlamında bir oda olmadığını bir çeşit kiler olduğunu ifade etti.. Bazı yerlerde ayaklar üstünde bulunan serenderin ayakları arası örülerek oda haline getirildiğini buraların misafirlik olabileceğinden bahsetti ki bizim köydeki serenderimiz böyledir. Ben de buradan hareket ederek serenderin misafirlik olduğunu düşünmüştüm....


Çöp dökülen yere hococa, tavukların kümesine pun kertenkeleye bizden farklı olarak hilort derlermiş. Komiklik eden kişilere biraz eleştiri anlamında keşmer, göz kırpma işine işmar, kızlara ka oğlanlara oro ya da to derlermiş. Ka ifadesi çingit'te de kullanılır. Bunun yanında uşak kelimesini de unutmazsak iyidir o da kullanılıyor çünkü. Çepçepuş etmek şapırtılı bir şekilde öpmek olduğunu ifade etti. Ockhan kelimesinin ise ot konulan yer olduğunu söyledi. Bulma kelimesinin ise odanın karşılığı olduğunu ifade etti. Rafa terek denildiğini çücunuş kelimesinin ise öpmek anlamında olduğunu söyledi ama çepçepuştan farkı var mı diye sormayı unuttum. Ovank kelimesinin ise inek yemeği olduğunu söyledi. mol etmek budamak anlamında kullanılırmış. Kadınların gögüslerine çicik denirmiş.. Gelelim köyündeki evlerin çeşitli adları olduğunu söyledi.

"-Nasıl? dedim."

-"Bayağı insan adı gibi adları vardır evlerin" dedi.

Bakalım bu adlar nelermiş saymaya başladı: Ben de aha yazıyorum. Hernanç, kneşanç, ovakli, etemanç, mugilanç, topalanç, kofuna.......

Yer isimleri: Kaysandık, palenç, kılat, engezut, tidizan, gelansert, pak bunlar da yer isimleriymiş.. Yani mekan bahçe falan gibi...
evin en dibine poç,peynir ile kaymağın pişmiş haline heg ki telaffuzu biraz değişiktir. Keşke elimde transipkripsiyon alfabesi olsaydı...
ekşimekle taze kaymağın birbirine katılarak yapılan malzemeye sevatnaç adının verildiğini, lahana ezmesine ise lahana perteci dendiğini ifade etti.. Sık sık da ah aklıma gelmiyor daha çok kelime var diye de ekledi. Abisinde yaklaşık 2000 kelime olduğunu söyledi.. Şalgama şarkum, her türlü hayvan ve insan derisine post dendiğini ifade etti. Tortoluş olmak ifadesinin ise yanmak, kavrulmak anlamında olduğunu söyledi. Bu vesileyle "tortoluş oldum" gibi bir ifade kullandı. Hınç kelimesinin aşırı yorulmak anlamına geldiğini, muncuru düşmek kelime grubunun ise surat asmak demek olduğunu ifade etti. Cıvık kişilerin yaptığı cıvıklığa tehelik denildiğini de söyledi. ancak buradaki -lik lık ekleri muhtemelen Türkçedeki yapım ekleridir. Domuzları dağlardan ürkütmek için bahçelere yapılan tahtadan küçük barınak evlerine ki çok küçüktür, tuvalet gibi mesela bunlara kalif dendiğini ifade etti. Hayvanları korkutmak için yapılan bağırma işine haylamak dendiğini ifade etti ki muhtemelen yansımadan elde edilmiş bir kelime olsa gerek. Bazı yörelerde akıtma denilen malzemeye de çeşitli yerlerde mafuş, piligan ya da pelit dendiğini, kene kelimesinin karşılığı olarak tiz kelimesini kullandıklarını, örümceğe de sart dediklerini bunun yanında biraz da utanarak insan bokuna koldoz dediklerini öğrenmiş olduk.

Bir süre dinlendikten sonra bir kaç da mani derledim.. Umarım faydası olur..

Yazalım bakalım bu manileri de tarihe yazılı bir not düşelim malum söz uçar yazı kalır..

At başına başına
İnsin kar kaşına
Çok bezdim buralardan
Kaçacağım peşina

Duvar ile duran kız
Ne durur da uyursun
Uyku gene bulursun
Beni nerde bulursun

Şeftali çiçek açmış
Üç kırmızı bir sarı
Derim canıma koyum
Askerde olan yari

Gidiyorum askere
Mendili sere sere
Dua edin ey kizlar
Tez alayım tezkere

Ey kiz dönsün başına
Değirmende dönen taş
Seni alırdım ama
Bana diyorsun kardaş

Elevit'in deresi
Aksın aksın çağlasın
Ey kız söyle babana
Seni bu yıl eversin

Armut dalların alçak
El ulaşır ulaşır
Sevdiğim belin ince
Elim dört kat dolaşır

Armut dalların yüksek
Değemedim dalina
Kusura bakma oğlan
Beğenmedim halini

iskenaf
Mesajlar: 119
Kayıt: 12 Nis 2006 02:47
Konum: Ayvalık
İletişim:

Mesaj gönderen iskenaf » 26 Ağu 2008 21:30

Siz de böyle derlemeler yaparak edindiğiniz bilgileri buraya asarsanız memnum oluruz... Malum söz uçar yazı kalır.. Mümkünse bir de çıktı alın da mazallah ilerde forum kapanabilir elimizde kaynak olur...Bu derlemeleri yaparken kimden derlediğinizi, ne zaman derlediğinizi, nasıl derlediğinizi yazarsanız daha da güzel olur. Mümkünse derlediğiniz kelimelerle cümle kurulmasını sağlarsanız iki kere güzel olur. Hepsinin üstüne derlemeleri ses kayıt cihazıyla yaparsanız katmerli güzel olur ki tadına doyum olmaz.... :

Cevapla