Babam

Atalarımız kim? Çingit'te yaşam, ekonomik durum, sosyal faaliyetler.
# note : you may change( 600px) to whatever you want
Cevapla
kalemkar
Mesajlar: 5
Kayıt: 28 Haz 2007 11:53

Babam

Mesaj gönderen kalemkar » 26 Oca 2012 21:31

Babam Şemsuttin KAHRAMANOĞLU benzersiz bir insandı.
Doğum tarihi belirsizdi. Seferberlik yıllarında, küçük bir çocuk olduğunu söylerdi. Cumhuriyet’ten önce , İstiklal Harbi yıllarında ilkokulda (ilkmektep) üç yıl okumuş olduğuna göre herhalde 1910-1911 tarihlerinde doğmuştu.
Seferberlik ve İstiklal Harbi yıllarına ait ilginç hikâyeler anlatırdı. Bunca zamandır okuduğum hiçbir kitap, makale, araştırma veya belge babamın anlattıkları kadar hakikate uygun ve etkili değildi. “Seferberlik ve İstiklal Harbi yıllarında sabahleyin bütün Çingit, ağlama sesleriyle uyanırdı” derken onun da gözlerinin yaşardığını fark ederdim. O; kıtlık, yokluk, açlık, sefalet yıllarının canlı tanığıydı.
Beni her zaman hayrette bırakan bir hafızası vardı. Kaçkar Dağları’nın bütün yaylalarını, Hemşin’in bütün köylerini hatta bütün köylerdeki bütün aileleri ayrıntısıyla bilir ve tanırdı. Evet, bu durumda Çingit-Hemşin’in hatırı sayılır bir sülalesi olan Ahmedinkiler in tornu olmasının da etkisi vardı. Fakat babam kendi yaşadıklarıyla da çevresini genişletmişti. İlk gençlik yıllarımda fark ettim ki Hemşin’de hangi köye, hangi mahalleye, hangi eve gidersem gideyim mutlaka babamın dost ve arkadaşları vardı. 2004 yılının Temmuz ayında Rize’ye doktora gittik. Babam doktora “Nerelisin” diye sordu. Tepanlı olduğunu öğrenince doktora “Kimlerdensin” dedi. Doktor ailesinin adını söyleyince babam o ailedeki erkelerin adlarını saymaya başladı. Doktora “Baban bu söylediklerimden hangisi” diye sordu. Babam, doktorun anne tarafına da anlatmaya başlayınca doktor dayanamayıp “Amca sen Tepanlı mısın?” diye sordu. Babamın verdiği cevap hâlâ beni hayretlere gark etmektedir. “Ben Tepan’ı o kadar iyi bilmem oğul.”
Fenni kovan arıcılığını Çingit ve bütün Hemşin’e ilk getiren oydu. Marangozluktan mükemmel seviyede anlardı. İlk fenni kovanını ziraat müdürlüğünden almıştı. O ilk kovandan hareketle, ondan daha güzel onlarca kovan yaptı. Herkesi fenni arıcılığa teşvik etti. Arıcılıktan anlamayan fakat bu işi yapmak isteyen bir çok kişiye yardımcı oldu.
Babam ilk gurbete çıktığında 12-13 yaşlarındaymış. 1980li yıllara kadar ailemiz maddi anlamda rahatlığa kavuşamamıştı. Babam, ilerleyen yaşına rağmen 1960’da başladığı evin borçlarını ödemek ve evi tamamlayabilmek için birçok kere yeniden gurbete çıkmak zorunda kalmıştı. 1970li yıllarda Ankara’da çalışırken kışın kaldığı yerin penceresi olmadığı için üzerine bir karış kar yağdığını başkalarından duyardık. Bunu babamıza söylediğimizde “O zaman şartlar zordu oğul” der ve geçiştirirdi. (Oysa ben bu yazıyı, muhafazalı, kaloriferli bir evde yazıyorum.)
Babamla çocukluk ve gençlik yıllarımda birbirimize hep mesafeliydik. Öyle ki hayatımda bir kez olsun babama fıkra anlatamamış, şaka yapamamışımdır. Fakat son yıllarda durum değişmeye başlamıştı. İlişkimiz baba-oğul gibi değil de arkadaş gibi olmuştu. Zamanla bu arkadaşlık dostluğa dönüştü. Öyle ki son zamanlarda babam dünyadaki en yakınım olmuştu. Kendimi ona en yakın hissetmeye başladığım günlerde , o; dünyadan ayrılmaya hazırlanıyordu. Hazırlığı uzun sürmedi. 27-01-2011 saat 21:30 civarında dünya yolculuğunu tamamladı.
51 yıllık babam, hayatında bir kez olsun benden bir bardak su bile istememişti. Babamın bir tek isteği olmuştu çocuklarından: Çingit’te dedesi Kahraman’ın koynuna konulmak. Bu tek maddelik vasiyetini yerine getirmek için bütün çocuk ve torunları seferber oldu. Herhangi bir zorlukla da karşılaşmadan vasiyeti gerçekleşti. Onu kabrine koyarken içimden bir şeyler koptu diyemem. Çünkü uzun süre içimi hissetmedim.
Babamı uğurladığımız sabah, bütün gökyüzü açıktı. Cenaze namazı kılınırken Açoba ve Ağup’un başlarını duman sarmaya başladı. Onu kabrine koyup ilk toprakları atmaya başladığımızda bulutlar güneşi kapatmaya başladılar. Mezarı toprakla kapandığında güneş de bulutlarla kapanmıştı. O gün akşam başlayan kar yağışı hiç durmadı. Kar hiç durmadan içimde yağmaya devam etti. O ŞEMSUTTİN idi. O benim gönlümün güneşiydi. O benim ışığım idi.
2011 yılının 29 Ocak’ının akşamı Çingit-Güneli’deki evde her biri belki yüzlerce kere babamın elinden geçmiş tahtalara dokunarak ağlamak istedim ; olmadı. O yokluk yıllarında, bu evi ne zorluklarla yaptırmıştı?
“İstediğim kadar, istediğim gibi ağlayamazsam istediğim gibi, istediğim kadar susarım” dedim . O da olmadı. Modern zamanlar istediğimiz gibi bize matem hakkı da vermiyor. Bütün hayatını ciddiyetle yaşadı babam. Yapamayacağı bir işten söz etmedi. Başladığı hiçbir işte de zorluktan söz etmedi.
Bütün sevenleri, çocukları, torunları, gelinleri, damatları, yeğenleri, tanışları, Çingitliler ve Hemşinliler adına yüce Mevlâ’dan Şemsuttin KAHRAMANOĞLU’na rahmet diliyoruz.
Kıymetli babamızı; muhabbet, hürmet ve hasretle yad ediyorum. Mekânı cennet olsun…

Cevapla